Ateş Duvarları


Var mıydı her zaman etrafımızda bu içinde yaşadığımız ateş duvarları yoksa görülmez bir el bir gecede mi ördü onları?

Yetmedi katmanlar, katmanlar mı koydu üzerine ki geçilmez olsun bütün açıkları?

İstemedik mi artık kimsenin kırılgan dünyamıza sızıp yeşertmesini minik tohumları yoksa dünya ümitsiz mi kaldı?

Değişti mi yerküre, herkes acımasız ve zalim mi oldu?

Hep kötüler mi çalar oldu kapılarımızı ya da pencerelerimizi tıklatanlar hep melek yüzlü şeytanlar mıydı?

Her sözün ve davranışın altında bir bit yeniği mi arar olduk yoksa kalmadı mı sevgisini sunan karşılık ve yargı beklemeden?

Söyleşmeyi mi unuttuk yoksa mesajlarımız kayıp mı oldu ararken hedeflerini kalın ateş duvarlarımız arasında?

Kulaklarımızda çınlayan ses yankısı mıydı kendi sesimizin duvarlarımıza çarpıp gelen?

Görmez mi oldu demire can veren gözlerimiz yoksa göstermez mi oldu duvarlarımız bir dostun bakışının rengini, güzelliğini?

Geçirmediler mi bir elin sıcaklığını, bir gülüşün hoş kokusunu ya da bir öpücüğün tadını?

Bir sevgilinin dudağından dökülen şarkılar uğramaz mı oldu kulaklarımıza?

Sadece bakar mı oldu gözlerimiz ışığa yansısını göremeden yarin gözbebeğinde?

Daha mı kolay oldu böyle yaşamak, bilmeden kalp kırığının acısını ateş duvarları ile koruduğumuz yüreğimizde?

Peki kim ördü bu düş kapanı zalim duvarları?

Yoksa yanıtı da duvarların altında mı kaldı?

____

Görünmeyen taş duvarlar örmüşüz
Duvar olduk kendimize kendimiz
Ne yana dönsek
Kendimize çarparız.


Güzide KÖKSAL KOÇ - Haziran 2005

 

 

Diğer Yazılar

Mevsimleri Ayarlama Enstitüsü (Nisan 2006)
Deplasmanda Hayat (Haziran 2005)
Arabesk (Şubat 2005)
Susmak ya da Susmamak (Ocak 2005)
Bir Erkek Nasıl Pişirilir? (Kasım 2004)