Yine bir pazar ve ben artık yaban ellerdeki ülkedaşlarımın neden garip eylemler içine girdiklerini sorgulamayacak kadar kaldım alıştığım mekanlardan uzaklarda.
Neden mi ettim şimdi bu lafı?
Malum ülkemizde müze gezmek pek moda değildir hatta hiç bir zaman “in” olmamıştır. Hani zaman zaman memleketimize gelen iç ve de dış tursitleri gezdirmek maksadı ile gitmiş olsak da bir kaçına, milletçe müzeye gitmek yerine roma sütünlarını çay sehpası ya da mini tabure olarak kullanmayı tercih ederiz.
Burada sebeplerini anlatmaya ya da anlamaya çalışmak konumuz dışında olduğu için ben yine kendi hikayeme döneyim.
Geçen pazar benim gibi özlem çekmekte ve de dostların en azından sıcak seslerini ya da siber mesajlarını beklemekte olan bir arkadaşımla Londra' nın göbeğinde güzel ve de kültürel bir haftasonu yaşayalım dedik.
Son zamanlarda yükselen Türkiye imajı kapasamında etrafa asılan nefes kesen Bodrum tatil reklamları içinde bir de sergi reklamı vardı ki özlem içinde tutuşan yüreğimizi dağladı.
Şimdi düşünün Londra' nın hemen her tarafında gül koklayan bir Fatih resmi...
Mistik, havalı, güç ve zenginlik timsali...
Hemen yanında bir Kenan Doğulu posteri...
Seksi, modern ve global...
O da tabi gözlerimizi bağladı.
_
Karar:
1. Durak: Turks Sergisi – 1000 Yıllık Serüven
2. Durak: Kenan Doğulu Konseri
_
Sedatif etkisindeki koyunlar misali, Amerikan pancake' i, Hollanda peyniri, Türk zeytini ve de sütsüz İngiliz çayı ile zenginleştirilmiş bir kahvaltı ile başlayan haftasonumuzun kültürel kısmının ilk durağı Turks Sergisi için, internetten alınmış biletlerimiz ile düştük yollara.
Yol boyunca sağımız ve solumuzdaki karanlık metro tünellerine bakarak geçirdiğimiz eğlenceli kısa bir yolculuktan sonra vardık “Royal Academy of Arts” isimli saray yavrusuna.
Muhteşem İngiliz kibarlığı ile bize yolu gösteren görevlilerden kuturlup başladık Turkic kavminin 1000 yıllık serüvenini gezmeye. Gezdikçe serginin hangi bölümünü öğrenim hayatımızın hangi safhasında ezberlediğimizi hatırlamaya çabaladık.
Sonuç:
Güzel, etkileyici ama düşündürücü ve bazen üzücü...
Medeniyet çığırtkanlığı yapan, kültür düşkünlerinin ağzına bir parmak bal çalacak ve ülkemin Bodrum' dan ibaret olmadığını anlatacak kadar güzel ve etkileyici...
Neden eserlerin pek çoğunun hala Roma, New York, Berlin ve de Paris müzelerinden geldiğini sorgulatacak kadar düşündürücü ve üzücü...
Ne habersin ne türksün
Seni gören yollara dökülsün...
Gerçek duygularım ise...
Budisttim, Şamandım, Pagandım, Müslüman doğdum....
Sümerliydim, Selçukluydum, Osmanlıydım, Global oldum...
Meşrutiyetçiydim, İttahatçiydim, Cumhuriyetçiydim, Kapitalist oldum...
Sonra hepsini birbirine karıştırıp arabesk oldum...
Ne olduğumuz konusunda kafamızdaki karmaşık düşüncelerle çıktık sergiden ve gezimizin eğlence durağı için bir Pazar akşamı da olsa gittik Kenan Doğulu konserine.
Konser öncesinde çıkan Kartel – Eminem arası hip hop – rap karışımı bir müzikle eğlenmeye doyamayan bir avuç ülkedaşımız DJ in muhteşem karışımı ile eğlencenin doruklarına çıktı.
Dam üstünde un eler, dam üstünde un eler
Tombul tombul memeler....
..............
Sen beni üldürcen miiiiiiiiiii
Çıldırtcan mı canıımmmmmmmmmm
Düğün, dernek, bayram, seyran bulduğu her fırsatta kurtlarını döken muhteşem Türk insanı başladı yine ateş dansına.
Sonunda Kenan Doğulu bir avuç insana güzel anlar yaşatmak için çıktı sahneye, bir erkek ne kadar güzel gülümseyebilirse o kadar güzel gülümseyerek.
Eğlendik, komşunun bahçesinde oyun oynayan çocuklar gibi...
Ama günün ve de gecenin ombudsmanı bu şarkıyı yazan ülkedaşımız oldu:
Şapur şupur beni öp
Çıtır çıtır beni ye
Onlar acı ben tatlı
Benden başka böyle var mı?
Güzel günler dileğiyle...
Güzide KÖKSAL KOÇ - Şubat 2005