Susmak ya da susmamak ?

 

Manifesto; önceleri aykırı olmakla bağdaştırdığım bu kelimenin aslında hiç de aykırılıkla ilgisi olmadığını geç olmadan anladım. Neyin manifestosu peşinde koşmakta olduğumla ilgili idi genellikle sorunum. Benim herhangi bir konu ile ilgili düşüncelerimi dile getirmem o olayın doğasını ya da sürecini değiştirecek mi? Başka bir deyişle benim zaten bilenen bir gerçeği dile getirmem insanların bu durumu görmesini sağlar mı? Beni farklı mı yapar?

Hazır söz açılmışken söylemeden edemeyeceğim ne zaman manifesto kavramını düşünsem hep kafamdan konuşmak fiili geçmekte. Üniversite hayatım boyunca en çok hatırladığım sloganlardan biri “susma sustukça sıra sana gelecek!” sloganı idi. Acaba sıra ne zaman bana gelecek diye beklerken sıranın bana 30 larıma yaklaştığım zamanlarda geldiğini anladım ama konuşmak sırasının değil.

Küçüklüğümden bu yana duyageldiğim deyimler ve atasözlerinin anlamlarından sıyrılıp gerçekten ne zaman susmak ne zaman konuşmak gerektiğini anlamak sizce de zor değil mi? Öte yandan arkadaşlarımla protesto yürüyüşlerinde o çok bilindik slogan dudaklarımdan dökülürken büyüklerimin bana söylediği laflar geliyor aklıma.

Söz gümüşse, sükut altındır.

Altına bir gümüşe hiç konuşma.

Peki bütün bunları duyarak yetiştinizse nasıl olup da ağzınızdan düşürmezsiniz bu susmamakla ilgili o meşhur sloganı. Hiç mi gerçek payı yok büyüklerin söylediklerinde? Yoksa onlar sadece acı çekmememizi mi sağlamaya çalışıyorlardı?

Neden çocuklarımızı bu tür sözlerle yetiştiririz? Onlara ne kadar bilge olduğumuzu göstermek için mi yoksa hakikaten onları korumak için mi?

Söz gelimi bir arkadaşınızın başından kötü bir ilişki geçmekte ve siz bunun farkındasınız. Geriye çekilip ona bu duruma bir son vermesini söyler misiniz yoksa fikrinizi kendinize saklayıp arkadaşınızın sizden beklediği sözleri mi sarf edersiniz sırf onu bir süreliğine daha mutlu etmek için? Elbet bu kararı verirken sıranın bir gün size de geleceğini unutmayın!

Diyelim bir ilişki yaşamaktasınız ve fark ettiniz ki farklı düşünceler peşinde koşmaktasınız. İlişkinizin yara almasına bile göz yumarak düşüncelerinizi açığa vurur musunuz yoksa sıcak mutlu yaşamınızı devam ettirmeye mi bakarsınız? Tekrar hatırlatayım bir gün sıra size de gelecek.

Peki ya patronunuz gelip bir proje hakkında ne düşündüğünüzü sorduğunda aslında bütün bunların saçmalık olduğunu, dönüp kendi işinizi iyi yapmakla ilgilendiğinizi dile getirir misiniz yoksa bu işe ihtiyacınız olduğu için inanmadığımız bir işe imza atar mısınız? Unutmayın bir gün sıra size de gelecek.

Sanırım hepimiz bazen susmayı seçiyor ya da seçmek zorunda kalıyoruz. Çevirimin bağışlanmasını dileyerekten çok çok sevdiğim ispanyol şairlerden birinin sözlerini aktararak bol manifestolu günler dilemek istiyorum:

“Dünün yaraları, baştan çıkarıcı deneme yanılma kahinlerine ödediğimiz bedelin izleridir.”

 

Güzide KÖKSAL KOÇ - Ocak 2005

 

 

Diğer Yazılar

Mevsimleri Ayarlama Enstitüsü (Nisan 2006)
Deplasmanda Hayat (Haziran 2005)
Ateş Duvarları (Haziran 2005)
Arabesk (Şubat 2005)
Bir Erkek Nasıl Pişirilir? (Kasım 2004)