Bir Erkek Nasıl Pişirilir ?

 

Bugün Pazar...

İlim uğruna Çin' e bile gidebileceğimi kim bilir kime kanıtlamaya çalışmaya devam ettiğim pazarlardan biri.....

Sonunda kafamdan ilimden başka herşeyin geçtiği bu anlamsız güne bir anlam katıp bedensel tatminlere kucak açmış bir halde yemek pişirmek için kendimi mutfağa attım. Yeni akademik yaşam biçimime uygun olacağını düşünerek bu defa yemeğimi bir yemek kitabına bakarak yapmaya karar verdim.

Evde bulduğum kitabın “Çift tabanlı tencerelerde dikkat edilecek hususlar” bölümünü iyice okuyup anladıktan sonra, bu garip ülkede yemek pişirebilmem için yangın talimatlarına uygun olarak ocak kullanmayı öğrenmem gerektiğini fark ettim. Bütün bu zorluklar içinde tam yemek pişirmekten vazgeçip çikolata ve kahvemle televizyon karşısındaki yerimi almak üzereydim ki kitabımın o can alıcı bölümünü görüp hayat felsefemin aslında bu kitabı okumakla ne kadar değişebileceğinin ayırdına vardım.

Tabi bu kitabı daha önce okumuş olsaydım!!

“Bir Koca Yemeği Nasıl Pişirilir?”

Bu soruyu kendime daha önce neden hiç sormadığımı fark edip kahrolarak, bölümü hızla ve iştahla okumaya başladım.

Ta taaa; işte hayatımın ikinci vurucu öğretisi belirdi karşımda:

“Lezzetli yemekler pişiren bir kadın, kocasını da pişirip olgunlaştırmazsa, hayatın tadı kaçabilir.” Bununla da yetinmeyen yazarımız mutlu olmanın bir sanat hatta belirli formasyon kiriterleri altında bir bilim dalı olabileceği üzerine uzun bir söylev yazarak sadece beni değil bu uğurda kafalarını kesebilecek pek çok sosyolog ve de psikoloğu yerle bir edecek laflarla bölümünü tamamladı.

Sarsıldım. Gerçekten sarsıldım.

Yazarımız pişirmenin deneme ve öğrenme ile gelişeceğini, bu süreçte başarısızlığa uğrayan biz sevgili kadınların yılmaması gerektiğini şiddetle vurgulamaktaydı. “Yemek nasıl sizin eseriniz ise erkekler de öyle!”...

Pişirmek!!!

Eser yaratmak!!!

Peki ya pişirmek konusunda çok yeni iseniz ne yaparsınız? Pişirdiğiniz ilk yemekle beslenmeye devam mı edersiniz yoksa o yemeği biraz allayıp pullayıp, hatta biraz dolapta bekletip tekrar mı getirisiniz sofraya? Yoksa o yemekten sıkılıp en yakın mekandan muhteşem paketi içinde, sizi yormayacak bir yemek mi söylersiniz?

Peki aynı yemeği, ilk pişirildiğinde çok çok güzel de olsa kaç öğün üst üste yiyebilirsiniz ya da yer misiniz?

Daha da zorlayacak bir soru geliyor şimdi:

Bütün hayatınızı ve de sevginizi vererek pişirdiğiniz yemek sizin bütün çabanıza rağmen hepi topu içine biraz fazla yağ koyduğunuz için bozulursa oturup ben nerede hata yaptım diye mi sorarsınız yoksa kendinize yeni bir yemek pişirmek için hiç vakit kaybetmeden işe mi girişirsiniz?

Hayal gücünüzü ve yüreğinizi zorlayabileceğiniz güzel pazarlar dileğiyle...

 

Güzide KÖKSAL KOÇ- Kasım 2004

 

 

Diğer Yazılar

Mevsimleri Ayarlama Enstitüsü (Nisan 2006)
Deplasmanda Hayat (Haziran 2005)
Ateş Duvarları (Haziran 2005)
Arabesk (Şubat 2005)
Susmak ya da Susmamak (Ocak 2005)