Bir Demet Bach


Yoktur gülün niçini
Açar açtığı için
Dönüp bakmaz kendine
Sormaz görüldüm mü diye

Modern çağın eşiğinde mistik şair Angelus Silesius, 1657'de yazmış bu dizeleri. Anjelika Rosenbaum Akbar ise 2002 tarihli “Bach A L'Orientale” başlıklı albümünde birbirinden güzel çiçekler açtırdı müzik dünyamızda. Bu demette, yasemin, gül, kamelya, orkide, papatya hatta “Isparta Gülü” bile var. “Aman J.S. Bach çiçeklenmesin!” diye hayıflananlar olabilir bu albüme kulak verirken.

“İşte bir doğu-batı buluşması daha” diye sevinen “Dünya Müziği” severlerden olduğuma göre bu nefis kokulu müzikal albümün yüreğimize kazandırabileceklerine bakalım. Etnik müziklerin enerjisi, bu albümde de tüm müzik formlarını zorluyor. Popüler kültürün etnik kültürlerle kaynaşması kaçınılmaz. Hegel, 1823'de: “modern yaşamın sanata uygun olmadığı; insan ruhunu tutku ve bencil kaygılara sürükleyen günün aşırılıkları, sosyal ve politik karmaşıklık içinde artık sanatın eski “yüce amaçları” vaat edemeyeceği” tespitiyle, “sanatın sonu”nu ilan eder. “Gerçekler yüzünden ölmeyelim diye sanat var” diyen Nietzsche'nin bahçesinde epeyce dolaşmış olanlar ise sanatın ayakta durma gücü verdiğini çok iyi bilirler. “Bach A L'Orientale” de bu ihtiyaca bir cevap. Ayrımcı ya da “yüce amaç” taşıyan herhangi bir şey artık bize zarar veriyor. Müzik, bu anlamda öncülerden biri.

18. yüzyıldan beri Bach'ın besteleri, sanatın her türünde, saygıyla anılır her dönemde. Bach'a duyulan ilginin arkasında, onun kendi zamanıyla sınırlı olmayışı yatıyor. Nazan İpşiroğlu'nun sözcükleriyle, Bach: “zaman - ötesi bir biçimlendirme gizilgücü”. İzindeki tüm klasik müzikçileri etkilediği gibi, caz dünyasından da Modern Jazz Quartet, Jacques Loussier, Uri Caine gibi müzisyenler; Klee, Braque gibi ressamlar; Nazım Hikmet, Enis Batur gibi yazarlar da bu “gizilgüç” ile çevrelenmiş. Nazım Hikmet'in 1958'de yazdığı şiir: “Güz sabahı üzüm bağında / Sıra sıra, büklüm büklüm kütüklerin tekrarı” diye başlıyor, sürekli tekrarlanan, ama hiçbir zaman aynı olmayan kavramlarla devam ediyor; doğa, yaşam, ölüm, insan, sevgi, iyilik, hak... “Tekrardaki mucize gülüm / Tekrarın tekrarsızlığı” diye bitiyor şiir.

Marshall McLuhan'ın şu sözleri de kulağımda çınlıyor, bu albümü dinlerken “...insan ailesi artık ‘küresel bir köy' koşulları altında yaşamaktadır. Şu anda biz kabile davullarıyla çınlayan tek bir büzüşmüş uzayda yaşıyoruz.”

“Bach A L'Orientale” albümünü atılımcı bir heyecanla gerçekleştiren piyanist Akbar'da, bu büyük ustaya saygıdan yoksun bir şey duyamadım. Ya da albümdeki düzenlemelerde, enstrümanlarını bir çiçek gibi koklayan usta müzisyenlerden sevgisiz tek bir nota, tek bir ritim duyamadım. Parmaklarını dokundurduğu her çalgıyı dans ettiren Mısırlı Ahmet veya Mehmet Akatay'dan, albümde ayrı bir yeri olan İbn-i Sina için, Özbekistan'dan gelmiş iki yüz yıllık kopuzu çalan Erkan Oğur'dan, neylerine aşık Ercan Irmak veya Şenol Filiz'den, viyolonseliyle yüreğimizi yakan Reyent Bölükbaşı'nın da aralarında olduğu pek çok müzisyenden...

Akbar; “Asena'yı tesadüfen dinlerken bir anda aklıma Bach'ın çok meşhur bir prelüdü geldi. Bu iki müzik öyle iyi örtüştü ki... Bach benim için besteciler piramidinin en tepesinde duran isimdir çünkü duyguyla aklı birleştirir” derken çok samimi. Bach'ın hiç giremediği kulaklara ve yüreklere Bach'ı koklatmayı amaçladığı besbelli. “Düşündüm ve kaliteli güzel şeyleri birleştirmek benim felsefeme ters gelmedi... Bach'ın özüne hiç dokunmadan modern bir dille anlatmaya çalıştım. Eleştirileri saygıyla karşılıyorum ama yaptığım şeyden o kadar eminim ki. Bach'tan ve bestelerimden taviz vermedim ve kendi dallarında en iyi isimlerle çalıştım. Bu proje şu anda dünyanın çok ihtiyaç duyduğu bir kucaklaşma”.

Anjelika Akbar tanımlıyor albümünü: “Bu klasik müzik değil. Yaptığım müziğe isim vermek zorunda kalırsam yeni çağın kucaklaşma müziği diyebilirim”.

Tam burada aklıma, Galland tarafından 18. yüzyılda dünyaya yayılan Binbir Gece Masalları geliyor. Şehrazad yerine koyuyorum Anjelika Akbar'ı. İnsafsız bir hükümdarı etkilemek için masallar anlatan Şehrazad, bunu başarıyordu. Dilerim, insafsız bir dünyada, “Bach A L'Orientale” adlı albümüyle nefis kokulu ve ışıltılı bir güzellik yaymaya çalışan Anjelika Akbar da bunu başarır. Çiçeklerle dolu bahçelerden ya da modern apartmanların arkalarına sıkıştırılmış pencerelerden, oryantal ritimler eşliğinde Bach “duymak isteyenlere” duyurulur.

Bir tavsiye: Afrikalı müzisyenlerin Dr. Albert Schweitzer'e saygı olarak yayınladıkları 1995 tarihli “Lambarena-Bach to Africa” albümü.

Bach A L'Orientale
Anjelika Akbar
Trio Lila Müzik, www.triolila.com
2002


Caner Beklim - Eylül 2005


 

Diğer Yazılar

Dünyayı Buluşturan Sesler (Eylül 2005)