Ayurveda Tıbbı

 

Bu röportaj Hindistan'da Dr. Boris Ragozin'in Jamnagar kentindeki evinde yapılmıştır.


Evren Şener: Sizi Ayurveda Tıbbına ne yöneltti?

Boris Ragozin: Gençken yogaya ilgi duyuyordum. Bir gün Hindistan'dan gelen bir tıp öğrencisiyle tanıştım ve bana yoga ile ilgili bazı kitaplar verdi ve bana Hint geleneklerinden bahsetti. O günden başlayarak kendi kendime düzenli olarak yoga yapmaya başladım. Benim için Yoga tek başına bir iyileştirme sistemi değildi. Tıbbi bitkiler gibi daha farklı iyileştirme sistemlerine ilgi duyuyordum.
Bunların hepsini Hindistan'daki örgenimim sırasında buldum. Dr. Bhagavan Das ile yaptığım görüşmelerden birinde bana doğadaki her şeyin iyileştirici gücü olduğunu söyledi. Aynı zamanda bana Ayurveda'nın bitkileri, bitki karışımı ilaçları, metalleri ve değerli taşları da iyileştirme amacıyla nasıl kullandığını anlattı. Ayurveda eğitimi Hindistan'daki 3 büyük üniversiteden birinden (Benaras Hindu University, Jayapur University, Gujarat Ayurved University )almam gerektiğini söyledi. Üçünü de ziyaret ettim ve 2000 yılında Gujarat Ayurved University'e kayıt oldum ve böylece Ayurveda öğrenimim başlamış oldu.

 

EŞ: Ayurveda Tıbbı'nın ana prensipleri nelerdir?

BR: İnsanlarda, sağlık ve hastalık konusundaki deneyimim ve incelemelerime göre ana sorun gerçek doğamızla ilgili hafızamızı kaybetmiş olmamız. Ayurveda'ya göre evrende maddesel, zekasal ve nedensel olmak üzere 3 görünüş var; yani biz aslında vücut, zihin ve ruhtan oluşuyoruz. Bu üçlemenin vücut ve zihin kısımları ara sıra geriliyor ve yıkılıyor. Ruh hiçbir şekilde bu gerileme veya yıkımdan etkilenmiyor. Karşılaştığım insanların pek çoğu ise sadece fiziksel yapıları ve yaşamın maddi açısının farkındalar.
Bizler, zihnin etkilerine veya yaşamın spiritüel yönüne önem vermiyoruz. Ayurveda Tıbbı, kişideki hasarı sadece beden düzeyinde değil aynı zamanda ruh ve zihin düzeyinde de tamir ediyor, gerilemeyi durdurup terse çeviriyor ve kişiye bütünselliğini geri kazandırıyor; bunun için de eşsiz metotlardan yararlanıyor.
Ayurveda Tıbbı 3000 ile 5000 yılları arasında Hindistan'da ortaya çıktı. Harrapa ve Mohenjodaro'da yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen kanıtlara yapılan karbon testine göre en azından 3000 yıl önce Ayurveda'nın varolduğunu biliyoruz. Hindistan'ın çeşitli yerlerinde gelenekler üzerinde çalışan, dindar ve derin düşünen bir grup insan tarafından ortaya çıkarıldı. Bu dönemde halk arasında ayinler, seremoniler ve doğa güçlerine (rüzgar, dağlar, dünya ve güneş) karşı adak törenleri yapılmaktaydı. Hepsinin de tek gerçek amacı tam farkındalığa erişmekti. Hastalığın aydınlanma yolundaki zorlu bir engel olduğunu yeni fark etmişlerdi. Midesinde ülser olan ve sancılar içinde kıvranan bir kişinin meditasyonda oturmasına imkan yoktu. Hastalıklara bir çözüm bulmaları gerekiyordu ve kendilerini bunu bulmaya adadılar. Sonunda, derin düşünme yoluyla bir kişiyi hem zihnen hem bedenen hem de ruhsal olarak normalde 100 yıl yaşatabileceklerini buldular. Bu sisteme uzun yaşam bilgisi veya uzun ömürlülük bilgisi anlamına gelen Ayurveda adını verdiler.
İlk keşfettikleri şey, buna insanlar da dahil olmak üzere maddesel evrendeki her şeyin 5 elementten oluştuğuydu. Bu gözlem Ayurveda'daki 5 element teorisini ortaya çıkardı. Bilgelere göre bu beş element sırasıyla uzay(boşluk), hava, ateş, su ve topraktı.
Ayurveda'ya göre diğer önemli bir kavram da 3 dosha'dır. 5 element, ‘dosha'lar diye adlandırdığımız 3 temel biyolojik enerjinin birleşimidir. Boşluk ve havanın oluşturduğu enerji veya dosha, vata olarak bilinir. Ateş ve su pittayı; su ve toprak elementi kaphayı oluşturur. Bu üç enerji insan fizyolojisinde tüm fonksiyonları kontrol eder ve düzenler.


EŞ: Bu Çin Tıbbına oldukça benzer öyle değil mi?

BR: Evet, Çin'deki Himalaya dağlık bölgesinde bilgelerin de aynı formülasyonu bulması oldukça enteresan. Her iki kültür de evrenin 5 katlı doğasını görebilmiştir; ancak insanlar üzerinde etkili ve 5 elementin bir parçası olduğu üç gücün biyolojik işleyişini tanımlayan ve düzenleyen ilk Vedik rahipler olmuştur. Ayurveda'yı öğrenmek isteyen kişilere her zaman söylediğim bu üç kelimenin (vata, pitta, kapha) öğrenmeleri gereken tek Sanskritçe kelimeler olduğudur.
Vata, boşluk ve hava elementinden türemiştir. Elementlerin en hafifi ve hareketli olanıdır. Vücuttaki her türlü hareketten sorumlu olan biyoenerjidir; yani göz kırpmanızdan, kanın damarlarınızdan akışına, ciğerlerine havanın girip çıkmasından vücuttan atıkların atılmasına ve hatta binlerce düşüncenin zihninizde akmasına kadar vata her türlü şeyi hareket ettirir. Fiziksel yada zihinsel nerede hareket varsa orada bunları düzenleyen ve güçlendiren bir vata enerjisi vardır.
Pitta, ateşe sahip olan tek biyoenerjidir; bir maddenin birinden diğerine sindiriminden ve çevriminden sorumludur. Örneğin, havuçta 350 mikrobesin- Avitamini, beta-karoten, alpha-karoten, B vitaminleri, mineraler ve çeşitli iz elementleri vardır. Bir insan havuç yediğinde, sindirimden ve kan dolaşımına emiliminden sonra vücut betakaroteni alıp akciğer dokusuna ve göz retinasına götüreceğini nereden bilebilir? Vücudun besini seçerek gitmesi gereken yere götürecek nasıl bir zekası olabilir? Ayurveda'ya göre bir havucu insan bedeninin bir parçası haline getiren vücuttaki bu zeka pitta dır.
Kapha, su ve toprak elementinden oluşmuştur. En ağır biyoenerjidir. Vücuda ve zihne sertlik ve sabitlik verir; aynı zamanda hastalıklara karşı direnç ve bağışıklık kazandırır. Psikolojik olarak kapha tüm kültürleri, şehirleri, kasabaları ve aileleri bir arada tutan eğilimlerden ve duygulardan sorumludur. Bir arada tutan yapıştırıcı güçtür. Kapha cömertlik, merhamet, empati, bağışlama ve ilahi sevgi'den sorumludur.
3 biyolojik enerji her birimizde farklı oranlarda bulunurlar bu da her birimizi eşsiz kılar. Doshaların kişideki eşsiz birleşimi bünyenizi veya prakriti'nizi verir. Ayurveda'daki her tedavi, her beslenme tavsiyesi, her mantra kişideki prakritiyi anlamaya dayanır. 10 kişide dışa vuran bir semptom veya hastalık kompleksi potansiyel olarak 10 kişide de farklı tedavi edilebilir. Vata bir kişideki baş ağrısı pitta veya kapha bir kişinin baş ağrısıyla tamamen farklı yollardan tedavi edilir. Bu Ayurveda tıbbının iyileştirme tarihine yaptığı en önemli katkılardan biridir.
Çin tıbbından farklı olarak Ayurveda tıbbı bireyler arasındaki farklılığa büyük önem verir; çünkü bildik ve belli tarifler içermez. Ayurveda Tıbbı uzman kişi için oldukça karmaşıktır. Tek bir bitki formülü veya baş ağrısını geçirmek için basılması gereken tek bir akupunktur noktası yoktur. Kişiye vücut, zihin ve ruh üçlemesi halinde bir bütün olarak bakılır. En başta bireyi neyin oluşturduğuna bakarız. Kişide hangi elementlerin baskın olduğuna bakarız. Fazla yada eksik olan enerjilerin hangileri olduğuna bakarız. Bunları akılda tutarak semptomlara bakarız. Ayurveda'da kişi ve hastalığının bu ikili değerlendirmesine rogi roga pariksha demekteyiz.


EŞ: Yani size bir kişi baş ağrısıyla geldiğinde baş ağrısından önce kim olduklarını ve bu 3 enerjinin onlarda nasıl çalıştığını, dengenin ve dengesizliğin nerede olduğunu mu araştırıyorsunuz ve kişiyi anlayıncaya kadar da baş ağrısıyla ilgilenmiyor musunuz?

BR: Evet, öncelikle kişinin enerji doğasını anlamak için nabız analizinden yararlanıyorum. Ayurvedik konsültasyonun zaman sınırları yoktur. Kişiyi anlamanız 10 dakika sürebilir ama bazı emin olamadığım durumlarda hasta ile olabildiğince zaman harcarım.
Ayurveda Tıbbı'nı, özellikle de hastayı ilk değerlendirdiğiniz aşamada tam ve doğru uygulamak çok önemlidir. Hastanın doğası doktorun zihninde tam olarak oturmalıdır. Bunu sağlamak için de Ayurveda'daki bazı belli tekniklerden yararlanırım.
Ayurveda'da hastanın doğasına ulaşabilmemiz için bize öğretilen çeşitli yollar vardır. Bu durum sağlandığında dikkatimizi hastalığın doğasına verebiliriz. Size bir örnek vereyim: Modern tıpta baş ağrısının genel sebebinin gerilim olduğu düşünülür; çünkü gerilim vazokonstriksiyon (düz kas liflerinin kasılmasıyla bir damar çapının azalması yada daralması olayı) veya kafa bölgesindeki kan damarlarının genişlemesine etki eder. Tedavi vasküler akışı düzenlemek sayesinde gerçekleşir. Bu durum pek çok insandaki baş ağrısı mekanizması olarak tanımlanır. Ayurveda'da baş ağrıları bile bireysel bir durum olarak ele alınır. Vata doshası baskın bir kişide kafa bölgesinde vata doshanın artması baş ağrısına sebep olabilir; bu yüzden kan damarlarında anormal bir hareket baş gösterebilir. Tedavi, vata doshayı azaltarak küçük bir uyarıyla bile kasılan kan damarlarını normal hale getirmektir. Aynı baş ağrısı pitta olan bir kişide anormal vazokonstriksiyon sebebiyle gerçekleşmez. Pitta kişideki problem daha çok ısının baş bölgesine yükselmesidir. Herhangi bir kapalı ortamda olduğu gibi insan vücudunda da ısı yukarı doğru hareket eder. Başka bir değişle vücudun herhangi bir alt bölgesinde yaratılan ısı, örneğin karaciğerde veya ince bağırsakta, yükselerek baş bölgesine ulaşır ve buraya yerleşerek rahatsızlık yaratır. Buradaki durumun anormal vazokonstriksiyon ile bir alakası yoktur; dolayısıyla pitta kişideki baş ağrısını tedavi etmek için vücuttaki ısıyı her türlü yolu kullanarak (bitkiler, gıdalar, sakinleştiren yoga hareketleri ve nefes teknikleri) düşürmek gerekir.Gördüğünüz gibi aynı semptomun birbirinden tamamen farklı 2 farklı sebebi ve tedavisi var.


EŞ: Bunların hepsi çok anlamlı; ama bilincin buradaki rolü ne?

BR: Ayurveda'ya göre, kişideki sorunu iyileştiren ve mutluluğu arttıran ilaçlar, gıdalar veya meditasyon teknikleri değildir. Tüm bunu sağlayan bizim batıda “kişinin yaşam enerjisi” diye adlandırdığımız olgudur. Ayurveda tıbbının amacı bilincin her hücreye ve vücudun kas kirişlerine doğru akışını arttırmaktır. Her alt-hücre yapısına ve hücreye de zekayı ve ışığı getiren bu bilinçtir. Eğer herhangi bir bölgede, organda veya dokuda tıkanırsa bu alan zeka engeliyle karşılaşacaktır; başka bir değişle bu alanda fonksiyonel anormallikler ve hastalık gözlenecektir. Ayurveda bilinci yeniden kurmaya ve korumaya çalışır; böylece vücut nasıl çalışması gerektiğine dair hafızasını geri kazanır. Her şeyin bilinçte yapılandırıldığını asla unutmayın; çünkü bu Ayurveda'nın en önemli kalıbıdır.


EŞ:Eğer size bir hasta olarak gelirsem ve şayet vücudumdaki ateş çok yüksekse, siz de bunu düşürmek için neler yemem ve hangi bitkileri almam gerektiği söylediğinizde bu benim için yeterli olacak mı? Bilincimi yeterince etkileyecek mi yoksa başka bir şey de yapacak mısınız?

BR: Ayurveda'da doshaları (vata, pitta, kapha) hastalık ajanları olarak algılarız. Başka bir değişle bunlar kişideki dosha dengesizliğini mükemmel ve kesin şekilde gösterirler. Doshaları dengeden çıkaran faktörlere ulaşırsak hastalığın sebebine ( hetu )ulaşırız. Hastalığın sebebine ulaştıktan sonra hastalığın doğası üzerine düşünen ve kafalarında tasarlayan eski bilgeler veya bilim adamları bu faktörlerin ne olduğunu iyice anlamışladır. Bilinçle direk ilişkisi olan ve hastalığa sebep olan 3 faktörden bahsederler.
Bunlardan ilki ‘zihnin hatası' ( prajnaparadha ) dır. Ne zaman bir kişi çevresindeki bir şeye karşı yanlış bir anlayışa veya kavrayışa sahip olursa bu zihnin hatası olarak adlandırılır. Örneğin, dışarı ıslak saçla çıkmanın zatürreeye sebep olacağı inancı, ki zatürreeyle hiçbir alakası yoktur, zihnin yanılgısıdır. Pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi yağışlı veya soğuk havalarda dondurma gibi soğuk ve ağır gıdalar tüketmenin fizyolojiye zarar vermeyeceği düşüncesi yanlıştır. Eğer tüm kadınların duygusal ve güvenilmez iş arkadaşları olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ayurveda'ya göre çevrenin gerçek doğası hakkında zihnin hata yapması veya yanılması hastalığa sebep olur. Aslında bu hastalığın temel sebebidir.
Hastalığın ikinci nedeni beş duyunun (görüş, koku, tat, dokunma ve duyma) yanlış ilişki kurmasıdır ( asatmyendriyartha samyoga ). Bu duyulara uygun veya uygunsuz veri girişleri olur. Ayurveda'ya göre yüksek veya sert seslere maruz kalan veya sürekli dedikodu dinleyen bir kişi zarar görecektir. Her gün yürüyerek işe giderken sürekli berbat kokan bir atık deposunun önünden geçmeniz doshalarınızı bozarak ve hastalığa neden olabilir. Sürekli tek tip tatlarla besleniyorsanız; örneğin sürekli tatlı şeyler tüketiyor ve acı, buruk, tuzlu veya kekremsi tatları diyetinizde bulundurmuyorsanız bu da doshaların bozularak hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilir. Duyu organlarımız ve duyu nesnelerimiz arasında düzgün ve zekice tasarlanmış bir iletişim olmalıdır. Bu ilkelere sadık kalmamak hastalığa yol açar.
Hastalık etmenlerinin sonuncusu ise doğanın ritmine ve döngüsüne dikkat etmemek ve saygı duymamaktır (kala-parinama). Gün doğarken veya batarken veya kadının menstürasyon döneminde cinsel ilişkide bulunmak döngülere dikkat etmediğinizi gösterir. Mevsimine uygun yemek yememek de buna örnek gösterilebilir.
Eğer insanlar enerji doğalarını ve her şeyin eşsiz enerji gerçekliği olduğunu anlarlarsa bir sonraki adım daha kolay olacaktır. Bazı insanlar için yılın belli zamanlarında tüketmeleri gereken onlara uygun belli gıdalar vardır; ancak ilk adım dünyaya olan maddesel bakış açımızın yarattığı hapishaneden çıkarak bu ince görüşe girmek ve varlıkların enerji doğasını anlamaktır.


EŞ: Şimdi de teşhis ve tanıdan bahsedelim. Bir kişinin tipini ve onda neyin ters gittiğini nasıl anlarsınız?

BR: Ayurvedik teşhis sadece sistemlerin, organların ve dokuların fiziksel olarak fonksiyonları ve durumları hakkında bilgi vermekle kalmaz aynı zamanda kişinin duygusal, zihinsel ve ruhsal halini de gözler önüne serer. Bunu çabucak yapabilmem için kullandığım özel yöntemlerim var. Fiziksel muayene Ayurveda doktorunun titiz ve eşsiz gözlem kabiliyetine dayanır. Kullandığım ana yöntem nabız analizidir. Nabız analizi sayesinde hastalıklar kolaylıkla teşhis edilebiliyor ve her türden dengesizliği bulabiliyorum; ancak bu kişinin ve hastalığının teşhisinde kullanılan yöntemlerden sadece biridir. Kişideki doshalar dengesini daha iyi anlamakta kullanılan sofistike bir analiz metodudur. Bu sayede, kişideki dosha dengesinin gerçekte ne olduğunu ve şu anda nasıl olduğunu anlayabiliyor ve bu sayede aradaki uyumsuzluğu yani dengesizliği tespit edebiliyorum. Örneğin vata bir kişideki yüksek kaphayı tespit edebiliyorum.
Bir hastayı muayene ederken kişinin kaç kez göz kırptığına, kulakların seviyesine (yüksek mi, düşük mü, orta seviyede mi), dudakların kalınlığına, saçların miktarına, boyuna, vücut yapısına, ellerdeki ve vücuttaki damarların ve tendonların çıkıklığına da bakıyorum. Yağ dokunun vücuttaki kas dokusuna oranına bakıyorum. Aslında tırnakların kontüründen ve şeklinden tutun da dildeki izlere kadar aklınıza gelebilecek her türlü fiziksel kanıta bakıyorum. Bu tip işaretler bana karşımdaki kişi hakkında bilgi veriyor. Teşhis hem kişinin hem de hastalığın doğasını tanımaya dayanıyor. Kişide ve hastalıkta bu bilgi hem zihinsel hem de nedensel olarak mevcuttur.
Bir hastalığı fiziksel açıdan değerlendirmek için kişinin fiziksel görüntüsüne bakarım aynı şekilde zihni değerlendirebilmek için de zihnin nasıl çalıştığına ve bilgiyi işlediğine bakarım. Zihinsel ve duygusal eğilimler nelerdir, gibi. Bunun için de kişiyle konuşur ve çeşitli meselelere reaksiyonlarını değerlendiririm. Çoğunlukla kişide neyin stres yarattığını bulurum. Hasta ile aramdaki konuşma nedensel gibi görünür, aslında kasti ve sofistike bir konuşma şeklindedir. Ayurveda'ya göre kişi ile aramda bir konuşma konusu yaratmam gerektiğinden kişiye işi, ailesi, özel hayatı, ilişkileri ve yaşamı ile ilgili sorular sorarım.


EŞ: Öyleyse önce hastanın nasıl olması gerektiğini sonra da şimdiki halini gözlemliyorsunuz?

BR: Evet, aynen öyle. Kişinin kendine özgü dosha dengesine prakriti denir ve kişinin şu an içinde bulunduğu dosha dengesizliğine vikriti denir. Kişinin doshalarındaki tutarsızlığı bir kez anladığımızda dengeyi sağlayabiliriz; çünkü dengeyi tekrar kurabilmemiz için ne yapmamız gerektiğini de anlamış oluruz. Bu bizi tedaviye götürür.


EŞ: Bir Ayurveda doktorunun karşılaştığı sorunlar nelerdir?

BR: Kendini bu alanda geliştirmiş, tüm hayatını Rusya'daki Ayurveda uygulamalarına adamış biri olarak batıdaki insanların Ayurveda'nın halk tarafından daha çok tanınması için gösterdikleri çabadan oldukça memnunum; ancak hem ben hem de Hindistan'da bu tıbbi geleneği seven ve kendini adayan diğer meslektaşlarım Ayurveda'nın ticarileştirilmesinden ve çarpıtılmasından dolayı dehşet içindeyiz. Bunlar iki ayrı mesele. Çarpıtılmayı ele alırsak: Batıda Ayurveda “uygulayıcıları” diye adlandırdığımız bu grup Ayurveda teorisi ve kilinik uygulamaları üzerine ya çok yetersiz yada çok az eğitim almış “iyileştiricileri” diye adlandırdığımız sınıfa giriyorlar. Bu tarz kişiler asla Ayurveda'nın gücünü ve ihtişamını insanlara sunamazlar. Bu yüzden pek çok insan Ayurveda'nın eksik ve kusurlu olduğunu düşünüyor. Ayurveda tıbbı, tıbbi bir bilimdir ve tıp fakültesinde eğitimi verilir. Eğitim 5 ½ yıl sürer ve bu sürenin sonunda staj dönemi ve ileri seviye eğitimleri vardır. Bu dönemde kişilerin Ayurveda Tıbbı'nı her açıdan öğrenip öğrenmediğine bakılır.


EŞ: Eğitimden bahsetmişken; Ayurveda eğitimi alırken eski orijinal yazıtlardan da yararlandınız mı?

BR: Modern kitaplarımız da oldu ancak orijinal yazıtların yanında hepsi de çok sönük kalıyorlardı. Bu konuya açıklık getirmeme izin verin. Ayurveda uzun yıllar önce, dünya çok farklı bir yerken ortaya çıktı. Himalaya Dağları'nın eteklerinde yaşayan, dindar, düşünür, ve sessiz küçük bir zümre arasında oluştu. Bu insanlar kendilerini evrenin ve insanlığın gerçek doğasını anlamaya ve değerlendirmeye adamışlardı. Zihinleri sağlığın ve bu tıp sisteminin özünü anlamak ile meşgulken bu bilgiyi kendilerinden başka dışarıya yaymayı düşünmüyorlardı. Kendi çocukları, kardeşleri ve ebeveynleri için uzun yaşamı sağlayan yol gösterici ilkelere ulaşma niyetindeydiler; dolayısıyla bu eski doktorların yazılarını okuduğumuzda tüm bunların bütün, tam ve en doğru şekilde yazıldığından emin olabiliriz. Zamanla güvenilirlikleri ve etkinlikleri kanıtlanmasaydı asla kayıtlara geçmezlerdi. Yazılı hale geçmeden uzun yıllar önce Ayurveda sözlü olarak söyleniyordu. Ayurveda paragrafları ( slokas ) şiir olarak metreler halinde akılda tutuluyor ve ezberleniyordu. Bu şekilde hatırlanmaları daha kolay oluyordu. Uzun metinlerde, belli hastalıkların tedavisinde kullanılan belli başlı bitkilerin isimleri, beslenme tavsiyeleri ve özel gıdalar yer alıyordu. Bunların hepsinin şiir halinde yazıldığını hayal edebiliyor musunuz? Sanırım bu size o dönemdeki insanların bilinç düzeyi hakkında bir bilgi verecektir.
Bunlar yazıldıktan nesiller sonra etkinlikleri kanıtlandı. Genelde ilk bakışta yazılan bilgi çok basit görünse bile esrarlı ve anlaşılmaz görünür; ama onunla karşılaşan her yeni nesil doktorun görüşlerinin birleşimi ve yansımasıdır. Ayurveda'yı gerçekten çalışmak eski doktorların bilgisini tekrar tekrar keşfetir.
6 önemli kitap vardır ve daha da fazlası zamanla yok edilmiştir. Bu 6 tanenin 3'ü ana yazıt diğer 3'ü küçük yazıtlardır. Tüm Ayurveda doktorları bunları çalışırlar ve tüm kariyerleri boyunca bunları akılda tutarlar.


EŞ: Son bir soru sormak istiyorum. Meditasyon ve sağlık arasındaki ilişkiye duyduğunuz ilgiden bahsettiniz. Bu konuda konuşmak ister misiniz?

BR: Yakında Rusça'da çıkacak olan “Ayurveda Temel Prensipler” kitabımda meditasyon ile ilgili bir bölüm var. Önsözü okumak isterim. Belki bu meditasyona neden bu kadar bağlı olduğumun önemi hakkında bir bilgi verebilir.
“Eski bilgeler mutsuzluktan uzak, uzun, mutlu ve başarılı bir hayat için muhteşem bir yol bulmuşlar. Bu yol meditasyondan geçiyor. Herkesin uygulayabileceği kadar basit bir yol. Etkisi direk ve derin. Söylendiğine göre her kim düzenli meditasyon yaparsa varolan tüm sağlık sisteminlerinin ve spiritüel öğretilerin faydalarına ulaşır. Meditasyon, insan potansiyelini serbest bırakan ve kilidini açan bir anahtardır. Aksi taktirde tüm bunlar ölmeye ve solup gitmeye mahkumdurlar. Meditasyon, kişinin kendini tanıması için insanlığa sunulmuş bir armağandır.”
Kesinlikle söyleyebilirim ki meditasyon benim de hayatımın merkezi. Bu sayede hastaları iyileştiren bir enstrüman olabiliyorum.


Evren Şener
Gıda Mühendisi, Yoga Hocası, Ayurveda Uzmanı

0532 455 18 21
 
 
 



 

Diğer Yazılar

Ayurveda